logo

Paramparça 56.Bölüm izle

Özet: Müzik eşyalarının satıldığı mağazada sıkıntı yaratan Hazal, çok güzel bir şekilde kendisini mağdur göstermeyi başarmıştır. Hazal'ı psikolojik destek almak için doktora götürmeye karar veren Cihan, Dilara ile birlikte hastaneye gider. Kapıda beklenmedik bir şekilde Ayşe ile rastlaşırlar. Ve bu ikilinin bir güç içinde ilk rastlantıları değildir. Maide, Candan'ı klinikten çıkararak eve götürür ve Candan'a karşı koyamayacağı cazip bir teklif sunar. Mailde ve Harun ile Ayşe arasında geçmişten gelen bir bağlantı söz konusudr. Öbür tarafta Cihan'a ait tabancayı almak için gizlice Harun'un oturduğu yere giren Özkan yakalanır ve hapishaneye gönderilir. Bu olaydan haberdar olan Cihan çok sinirlenmiştir fakat esas şaşkınlığını çağrıldığı polis merkezinde kendisine izletilen görüntüler yüzünden yaşayacaktır.Paramparça son bölüm izle dizi yayınlandıktan sonra sitemizden canlı olarak izleyebilirsiniz.
Yayınlandı: 09/03/2016
MSFIGO demiş ki;
Is hayatinda mobbing cogu ülkede ve cogu sektörde var maalesef. Simdi hangisi hakli oda belli degil. Ama unutmadan birseyi yazmak istedim. Ebru Özkanla Nurgül Yesilcay setde cok iyi gecinen ve cokta hos olan iki is arkadasi.
14.03.2016 - 19:56
0   0

Ayisigi demiş ki;
Nurgül Yesilcay in röpörtajini okudugumda bir KADIN olarak onunla gurur duydum. Aman ben diziyi biraktim ne haller varsa görsünler diye düsünmemis,korkup susmamis ve sette basina gelenleri cesurca anlatmis kimseden cekinmeden. Kendiside ettigi küfürden bahsetmis bu yeni gelen yönetmenin basrol erkek oyuncu Erkanin sözünden cikmamasindan duydugu rahatsizligi dile getirmis Nurgül. Bu davranisini takdir ettim. Türkiyede oyuncu bir kadin olsan bile iśin zor,rolünü hakkiyla verebilmek icin öpüsmeyi bile göze alsan bile erkek oyuncu tarafindan sende ne kadar öpüsmeye meraklisin diye kadini aśalatici sözlere maruz kalabiliyor insan. Endemol yapim sirketinden de aciklama geldi,bakalim o yaziyi kim aktaracak-:) endemol un son zamanlarda yaptigi diziler ellerinde patliyor. Ancak böyle polemiklerle gündeme gelmeyi biliyorlar-:) Erkan Petekkaya nin kisiligi yaptiklarindan zaten daha önce baska yorumcularda bahsetmisti.
14.03.2016 - 13:57
0   0

ferit demiş ki;
Ben kimseye inandığımı yazmadım ve bunuda zaten dile getirdim. Ben sadece karşı tarafın cevabını yazdım ve senin gibi bir tarafa hurra çekmedim. Buna hakkım var Gülserencilerin hoşuna gitmese bile. Birbirini çekemeyen ve yaptığı işten binlerce lira kazanan birbirinden şımarık iki oyuncunun kavgasına kafa yoracak kadar yarım akıllıda değilim . Yesinler birbirlerini. Nikimin bununla ne ilgisi var anlamadım. Burada konu nikler değil iki oyuncunun aralarındaki anlaşmazlık konusunda anlattıklarının bilgiye sunulması. Yoksa senin nikinle yazılan herşeye inanma zorunluluğumu var bu sayfada.
14.03.2016 - 02:28
0   0

SELİN demiş ki;
Herkese merhaba. LaLem’cim herşeyden önce kadınların durumuyla lgili aktardığın bilgiler için eline sağlık ama benim Wikipedyalığımı elimden almışsın sanki, bu bir daha olmasın;))) Neyse bu seferlik böyle olsun. Dediğin gibi kadın erkek eşitliğinin bire bir gerçekleşmiş olduğu yok denecek kadar az. Hele bizim toplumumuz gibi ataerkil toplumlarda hemen hiç yok. Yorumuna gelince “wie immer” hem gülümseten hemde düşündüren cinsten, Ayrıca da oldukça kompakt, yani değinmedik konu kalmamış, yazdıklarının hepsine katılıyorum, gönlüne sağlık. Yinede bazı konularda, tekrar mahiyetinde olsa bile bende düşündüklerimi yazmak istiyorum. Yorumumda sorularına da cevap vermeye de çalışırım. 56. BÖLÜM YORUMU: Herşeyden önce Cihan’ın genç bir insana ne sebeple olursa olsun bu denli şiddet uygulaması dediğin gibi çok çirkin bir davranış. Zaten polis ve adaletin işini yapmaya kalkışmak başlı başına bir yanlış ama maalesef bizim toplumumuz gibi toplumlarda kahramanlık sayılıyor. O kadarla da kalmayıp birde çocuğun bütün geleceğiyle oynamaya kalkışması abesliğin doruğu. Bu hareketler, bütün yanlış davranışlarına rağmen, adaletli, zenginliğine kudretli biri olmasına rağmen mütevazi ve herşeyden önce mantıklı bir karakter olarak lanse edilen Cihan karakterine yakışmadı . Kırk yaşını aşmış bir adam genç bir adam için onun hayatını bitireceğim diyorsa , 17 yalındaki Hazal’ın “ben Cihan Gürpınar’ın kızıyım, senin hayatını bitireceğim” tafralarına hiç kızmamak gerekir. Böyle davranış tarzının genlerle ilgili olmadığını bilmiyecek kadar cahil olsam babasının kızı diyeceğim. Tabii ki Cihan’ın davranış tarzı toplumumuz gibi toplumlarda bilinmeyen ve görülmeyen bir davranış tarzı değil. Birbirleriyle kavga eden küçücük çocukların lafıyla bile komşuların tekme tokat birbiriyle dövüştüğü, şiddete kutsiyet katan “dayak cennetten çıkmadır”sözünün makbul olduğu bir toplumda böyle davranışlar oldukça olası ve dizinin reytingi için kullanılmasına şaşırmamak lazım. Asıl Cihan efendi bu işten bir özürle kurtulursa acı olacak ki, böyle olacağından hemen hemen eminim. Şükran Ovalı geçen bölüm gözüme daha sevimli görünmüştü. Bu bölüm onunda modaya uyup dudaklarını şişirttiğini farkettim. Bazı sahnelerde çok çirkin görünüyordu, bilhassa yandan çekimlerde. Ama öksüz, yetim buna rağmen hayat dolu ve biraz idealist, biraz telaşlı, biraz şaşkın psikolog genç kadın rolünde pek fena değil. Erkan’la elektrikleri de tutuyor gibi. Ayşe’den bahsederken LaLem’ cim bana yönelttiğin meslektaşımın hareketlerini beğendim mi soruna cevabım: herşeyden önce biz onunla tam meslektaş sayılmayız, çünki anladığım kadarıyla Ayşe psikolog değil, psikiatrist. Yani o tıp fakültesinde okumuş. Öyle olmasa ona doktor hanım demezlerdi. Bunun haricinde ben her mesleğe yakışan ayrı ayrı davranış tarzları olduğuna ve insanların buna uygun davranması gerektiğine inananlardan değilim. Ayşe genç bir kadın ve eğlenmek için müzikli ve dans etme imkanı sunan bir bara gelmiş. Orada ben psikiatrisim diye kasılıp içinden geldiği gibi değil başkalarının koyduğu kurallara göre davranması gerekmiyor. Bende içimden geldiği gibi davranırdım. Ben her dansı güzel ve faydalı bulanlardanım ve kendimde gençliğimde göbek atmak hariç her türlü moda dansı yaptım. Şimdi bile grup çalışması yaptığım gençlerle nadir olsada diskoya falan gittiğimde onlarla dans ediyorum. Dansöz gibi oynamayı becerebilsem onuda yaparım, ama beceremiyorum. Kıvırmakta bir kötülük görmüyorum. Psikiatrisrler ve psikologlarda insan onların da canı var. Ancak Cihan gelmeden hanım hanımcık otururken, o geldikten sonra senin tabirinle, köçek gibi kıvırmaya başlasaydı o zaman bunu yadırgardım; bir psikiatrist olarak bunu yaptığı için değil Cihan’a cilve yapıyor diye. Ama o bara girer girmez ve müziği duyar duymaz kıvırmaya başladı, fena da kıvırmıyor yani. Unutmadan bir yanlışını düzelteyim: Ayşe köçek olamaz, çünki erkek danscıya köçek denir. Ayşe’ye dense dense dansöz denir. Ben Ayşe’nin birde durup durup “çok zarifsiniz Cihan Bey” demesine sinir oldum. Zaten erkeğe “çok zarifsiniz” denmez, bu söz kadına söylenir. Erkeğe ise “çok naziksiniz” denir. Dizi repliklerini yazanlar ilk okul mezunu mutlaka. Ayşe’nin Harun ve Maide ile olan ilişkisi bencede çok klişe ve senin berdel kurgun çok sevimli. İnşallah öyle olur ve Harun’da iyi bir insan olarak topluma kazandırılmış olur ve çocuğu da öz babasıyla büyür. Dediğim gibi ben rehabilitasyona inanan biriyim. Büyük İskenderin kördüğümü keserek çözme hikayende duruma güzel uymuş. Keriman ve Özkan yorumuna tamamen katılıyorum. Almancı’lara yapılan haksızlık konusunda yazdıklarına da. Bende herşeye rağmen ne geldiğim ne de kaldığım yerden utanmıyacak kadar özgüveni olan bir insanım. Özkan’ın bütün yaptıklarının hoşgörülüp Dilara’nın her hatasının altın terazisiyle tartılıp asla unutulmamasının sebepleri konusunda fikrimi sormuşsun. Sorunun Özkan bölümüne vereceğim cevap: benim gördüğüm kadarıyla bazı kesim küçücük çocukların yetişkin gibi davranmasını, koskoca adamlarınsa hep çocuk kalmasını eğlenceli buluyor ve senaristlerde bu kesime hitabederek prim yapmaya çalışıyorlar. Bu kesim neden bundan hoşlanıyor diye derine inen bir soru sorarsan buna ancak Petekkaya’nın tabiriyle “ eğer buna cevap verirsem yer yerinden sarsılır” diye cevap verebilirim;)))) Dilara’nın affedilmemesinin sebeplerine gelince kısaca: fan psikolojisi ve bazı seyircilerin bir diziyi seyrederken sadece sevecek değil sövecekleri karakterlere de ihtiyaç duyması. Diğer konularda sana katılıyorum. Öpüldün./ Herkese iyi geceler.
14.03.2016 - 01:55
0   0

yorumcu demiş ki;
Ferit arkadas burada kimseye kontra yapmiyor, sadece tarafsiz bir sekilde Erkanin cevabini aktariyor! Ama onu elestiren yorumcu tarafsiz olmadigini belirtiyor! Nurgülle Erkan arasinda olanlarla Ebru Özkanin ne ilgisi var?!! Bir anlayan anlatsin bana. Hem Gülserenciler Nurgüle inanacak Dilaracilar Erkana inanacak ne demek?!!! Gülserenle Dilara iki uydurma dizi karakteri. Nurgülle Erkan iki etten kemikten oyuncu. Oyunculari oynadigi karakterlere göre degerlendirmek sacmaligin dikalasi!!! Nurgülün iddialarini yazip Erkaninkileri bile bile yazmamak resmen manupülasyondur. Dogrusu ikisinide sayfaya tasiyip yorumcularin bilgisine ve kararina sunmaktir!!
14.03.2016 - 01:13
0   0

Ayisigi demiş ki;
Isin özeti Dilaracilar Erkan a inanmayi secicekler Gülserenciler Nurgül e. Aramizda ki fark ben uyduruk nikle o haberi paylasmadim kullandigim TEK nikimle paylastim ve adim gibi biliyordum bu paylasima karsilik \"biri\" kontra yapip Erkan in cevabini paylasacak-:)))
13.03.2016 - 22:04
0   0

ferit demiş ki;
Kimin doğru söylediğine inanmak zor gibi görününüyor. Bende Erkan Petekkayanın söylediklerine buyrun diyorum: =Sosyal medyadan açıklama yapan Petekkaya şunları yazdı; "Nurgül Yeşilçay'ın açıklaması üzerine zorunlu açıklamam: Her kelimesi düşünülmüş, tasarlanmış, Türk insanın yumuşak karnı neresi ise oradan vurmayı hedeflemiş yalan ve iftiralarla dolu röportajı okudum. Erkekliğimi bugüne kadar kimse üzerinden taçlandırmadığım gibi, taçlanacak durumun ‘cinsiyet' değil 'insanlık' olduğuna inananlardanım. Set ortamında kadın erkek yoktur 'oyuncu' vardır. Ama her şeyden öte olunması gereken şey, 'insan'dır. Mertlik de, 52 bölüm sonra diziden disiplinsizlikleri ve çirkin davranışları sebebiyle gönderildiğinde, beyaz gömleğini giyip, 'bu adam bana hobin uyguladı'dan başlayıp, laf aralarında dizinin reytinginin düştüğünün altını çizip, 11 yaşında erkek çocuğu annesi olmasından bağlayıp, sonucunda da 'aslında bana asıldı da ben yüz vermedim' imasına vardırmak ve tamamen kendisinden kaynaklı ayarsızlıklarını bir kadın hareketine dönüştürmek çabası değildir. Bunlar diziden kovulduğu için sektör içinde yaşadığı hezimetin hastalıklı dışa vurumundan başka bir şey değildir. Ayrıca kadın erkek fark etmez benim de 12 yaşımda pırlanta gibi bir oğlum olduğunu, müthiş hassas ve düşünceli insan kisvesi imajına bürünmüş, demogojiler ve yalanlar üstünden kadınlığını kullanarak prim yapmaya çalışan bu insana hatırlatırım. Güneş balçıkla sıvanmaz. Yaşananların şahitleri zaten konuşacak ve gerçek gün yüzüne çıkacak. Kendimden emin olduğum için içim çok rahat, herkese iyi pazarlar. (Ayrıca şu an çalıştığım yapım firması Endemol Shine Türkiye ve oyuncu arkadaşlarım dışında, daha önce çalıştığım oyuncu arkadaşlarıma mesela Hatice Şendil'e, 'Öyle Bir Geçer Zaman ki' adlı dizide oynadığım Ayça Bingöl'e, o dizinin kadın yönetmeni Zeynep Günay Tan'a, aynı tastan çorba içtiğimiz tüm set çalışanlarına, bugüne kadar çalıştığım yapımcı firma sahiplerine fikirlerini sorduğunuzda benim sektördeki duruşumu size anlatacaklardır. Denize düşmüş yılana sarılmış Nurgül Yeşilçay'ın çirkef ve yalan sözleri ile beni yargılamayın. Emin olun gerçeği göreceksiniz)." (Hürriyet'ten alınmıştır)
13.03.2016 - 19:24
0   0

Ayisigi demiş ki;
Iste Ayse Arman in Nurgül Yesilcay ile yaptigi samimi röportaj. Nurgül sana hep inandim beni yaniltmadin. Buyrun///Paramparça dizisindeki eski rol arkadaşı Erkan Petekkaya\'nın \"Diziden ayrılış nedenini açıklarsam yer yerinden oynar\" dediği oyuncu Nurgül Yeşilçay, \"Küçümsemeye, aşağılamaya çalışıyor. Ama yani sen, kendi erkekliğini benim kadınlığım üzerinden taçlandıramazsın! Ben buna izin vermem! Yapamazsın\" dedi. Hürriyet\'ten Ayşe Arman\'a konuşan Nurgül Yeşilçay, \"Erkek ya, onun her şeye hakkı var. Rejide küçücük bir kız hata yapmış, nasıl küfürler sıralıyor. Sette ağza alınmayacak küfürler ediyor, bağırıyor çağırıyor, o yönetmen denilen kişi de bunlara gülüyor\" dedi. Ayşe Arman\'ın Nurgül Yeşilçay\'la yaptığı söyleşinin bir kısmı şöyle:şeyin ardından konuşmak benim sevdiğim bir şey değil. Ben de konuşmadım. Ortaklaşa verdiğimiz bir karardı, 52 bölüm bitecekti ve biz yolumuza devam edecektik. Ama karşı taraf devamlı bir şeyler söyledi, en sonunda da “Gerçek sebepleri anlatırsam Nurgül sokağa çıkamaz!” gibi şeyler zırvaladı. E hoşuma gitmedi tabii! Yüz kızartıcı bir suç işlemişim gibi. Madem öyle, madem eteğimizdeki taşları döküyoruz, tam dökelim o zaman... +Erkan Petekkaya, senaryo gerektirdiği halde öpüşmek istememiş. Bizim gazetelerden okuduğumuz bu. “Benim Anadolu’da muhafazakâr izleyicilerim var” demiş... Nedir işin gerçeği? - En baştan anlatayım o zaman. Geçen sene, “Ben seninle sevgiliyi oynayamıyorum!” demeye başladı. Bu sene iyice ayyuka çıktı. Ben de, “Neden?” dedim, “Sonuçta ben lezbiyeni de oynadım, hayat kadınını da... Her şeyi oynarım. Oyuncuyuz biz, n’olacak ki? Niye oynayamayacaksın ki?” O da, “Sen anlarsın!” demeye başladı... +Nasıl yani? - Ben de anlamadım önce. Sonradan gerçi anlar gibi oldum. +Nasıl yani “Sevgiliyi oynayabilmek için sevgili olmamız gerek” iması mı? - Bilmiyoruz... Artık nasıl değerlendirirsen. Böyle devam etti süreç. Ama adamda sürekli bir huzursuzluk, sürekli “Seninle sevgiliyi oynayamıyorum!” deme hali. Benimse derdim başkaydı. Neydi? - Ben çok gerçekçiyim. “Birbirimizin gözünün içine bakacağız, âşıkmışız gibi. Ne olacak ki, abartılacak bir durum yok. Nihayetinde bir dizi çekiyoruz, yüksek sanat falan yapmıyoruz, para kazanıyoruz. Yüz kişi ekmek yiyor bu diziden. Ama işimizi iyi yapmalıyız. Hakkını vermeliyiz!” Benim derdim buydu. Fakat ben bile diziyi izlerken artık diyordum ki, “İnandırıcı olmaları için bu iki karakterin, el ele tutuşmaktan öteye geçmesi lazım. Artık öpüşsünler. Çünkü iki sevgili öpüşür...” +Senaryoda da var mı? - Elbette! Ama erkek başrol oyuncumuz istemiyor, o yüzden de öpüşülmüyor! Dahası bana, “Ooo! Sen de ne meraklıymışsın öpüşmeye. Sen zaten alışkınsın böyle şeylere” falan diyor. Gayet çirkin, çiğ laflar. +Peki müdahale edecek, “Senaryoya uyalım!” diyecek bir yönetmen falan yok mu? - Yönetmen var da, ‘yönetebilen’ biri yok! Bu dizinin dünyasını kuran gerçek yönetmenimiz, bu olan bitenlere katlanamadı, geçen sene haziranda ayrıldı. Sonradan gelen genç arkadaşı da, erkek başrol oyuncusu yönetiyor! İşin aslı bu. Erkan Petekkaya ne söylese, yönetmenimiz gülüyor, kabul ediyor, onaylıyor. +Öpüşmeme gerekçesi, gerçekten Anadolu’nun muhafazakârlaştığını düşünmesi mi? - Yok canım, onu sonradan uydurdu! Bir önceki dizide, eski karısına tecavüz etti, sonra birini öldürdü, çocuğunu dövdü filan... Anadolu, bunlara bir şey demiyor da öpüşmeye mi diyecek? Belki de “Bir erkek bunları yapabilir ama sevdiği kişiyi öpemez!” demeye getiriyor, bilmiyorum ki... +Ben hâlâ çözemedim... ‘Sevgili’yi oynayan biri, üstelik bir erkek oyuncu neden öpüşmez ki? - Ben sana söyleyeyim, aklınca beni incitmeye çalışıyor. Küçümsemeye, aşağılamaya çalışıyor. Ama yani sen, kendi erkekliğini benim kadınlığım üzerinden taçlandıramazsın! Ben buna izin vermem! Yapamazsın... +Acaba, bu toplum gerçekten muhafazakârlaştı da öpüşme sahnelerini izlemek istemiyor mu? - Yok artık daha neler! Oku yorumları, Twitter’da yazılanları. Herkes diyor ki, “Yeter artık ya! El ele tutuşmaktan öteye geçin!” Artık inandırıcı gelmiyor. İzlediğin aşka inanmıyorsun... +Bir oyuncunun senaryoyu kafasına göre değiştirme hakkı olabilir mi? - Bence olamaz! Yola bir aşk filmi diye çıkıldı. İkimizin birbirimizin gözünün içine bakan fotoğrafı kondu. İnsanlara bu vaat edildi. Bu vaat edildiyse sen onları kandıramazsın. Ama işte bu ülkede, erkek olunca her şeyi yapma hakkın oluyor. O da kendinde bu hakkı görüyor. Zaten mesele de bu! Biz bu malum şahısla çok ağır şeyler yaşadık. Sonra da utanmadan, “Konuşursam yer yerinden oynar!” diyor, diyebiliyor. Kardeşim, benim 11 yaşında pırlanta gibi bir oğlum var. Senin ne hakkın var böyle konuşmaya... Sormaz mı oğlum bana, “Anne sen ne yaptın!” diye? Ne yapmışım ben! Nasıl bir çamur atmaktır bu. Bir de bu lafı alıp başlığa koymuşlar. E geldi tabii bir sinir bana. Ben öyle ‘vur kafasına, al lokmasını’ biri değilim. Haksızlığa da gelemem. +Anladığım kadarıyla ikinizin, moda deyimle elektriği hiç uymadı... - Mesele elektrik değil, biz bir iş yapıyoruz! Para kazanıyoruz. İşimizi hakkıyla yapalım. Birbirimizi sevmemiz gerekmiyor. Ama saygı duymamız gerekiyor. Erkek ya, onun her şeye hakkı var. Rejide küçücük bir kız hata yapmış, nasıl küfürler sıralıyor. Sette ağza alınmayacak küfürler ediyor, bağırıyor çağırıyor, o yönetmen denilen kişi de bunlara gülüyor. +Sen aslında hepimizin bildiği bir erkek dünyasını anlatıyorsun... - Evet, bu ülkenin genel atmosferinden biz de nasibimizi alıyoruz! Bu zorba, dayatmacı, baskıcı, kendini bir halt sanan, yüksek egolu adamlar hiçbirimize yabancı değil, di mi? Başka bir dizide, bir erkek oyuncu, sevgilisini öldüresiye dövüyor. Ve hâlâ iş bulabiliyor. Yapımcısı da çıkıp diyor ki, “Nereden bileyim o kadının yalan söyleyip söylemediğini. Belki de ünlü olmak için yaptı!” Olabilir mi böyle bir şey! Bu ülkede oluyor işte... Bu nasıl bir rezalettir! Ama bir an geliyor isyan ediyorsun. “Siz kimsiniz ya!” diyorsun, “Kendinizi ne zannediyorsunuz?” Ben o haldeyim şu anda... +Peki daha önce böyle şeyler yaşadın mı? - Hayır, asla! Atıf Yılmaz’la da çalıştım, Fatih Akın’la da... Türkan Şoray’lar, Şener Şen’ler, Özcan Deniz’ler... Hiçbir sorun yaşamadım bugüne kadar. Setime zamanında giderim. Ezberimi yapmış olurum. Oyunumu oynarım, evime dönerim. Başka türlüsünü bilmiyorum. Sete gidip, sekiz saat beklemeyi de bilmiyorum. Ama bu dizide öyle oluyordu. Arkadaş gelemiyordu. Onun için kanaviçeye başladım. Çünkü zaman geçmiyor, bekle bekle... +Aslında onun seninle, rol icabı olsa bile öpüşmeye hevesli olması gerekmiyor mu? Bir de bu açıdan düşünelim... - Hayır. Çünkü karşı tarafın gerçekte istemediğini biliyor. +Nasıl yani? - O şöyle düşünüyor: Bir kadının gerçekten onu istemesi lazım, rol icabı öpüşse bile... Olayı o! Kadın ona hayranlık duyacak... Bense “Buradan 100 kişi ekmek yiyoruz, hadi işimizi yapıp, gidelim!” modundayım. Öpüşürsek rolün hakkını vereceğiz, reyting alacağız, ben bunun derdindeyim. Galiba onun ince yüreği buna dayanamadı! “Ben, ben, ben” diyen bir adam, haliyle sürekli tüyleri parlatılsın istiyor... +Sektörde kadın olarak var olmak ne kadar zor? - Toplumun diğer kesimlerinde ne kadar zorsa bu sektörde de o kadar zor. Ayşe Teyze de olsan, Fatma Abla da, Nurgül Yeşilçay da, bu işte... Böyle bir düzen kurmuşlar, bu düzen de böyle gidiyor. +Sen çok sıkı bir egodan söz ediyorsun? - Hem de nasıl! Tabii reytingler düşünce, bunu kaldıramadı. Birine çamur atması gerekiyordu. Ama işte, ben de ‘vur ensesine al lokmasını’ bir tip değilim. Olmadım, olamıyorum... Sadece kendim için de konuşmuyorum, bu sektörde bu tür olaylara maruz kalan bir sürü kadın var. Üzücü olan, herkesin, erkek lehine birlik olması. Bütün bunları yaptıktan sonra bir de demiyorlar mı, “Özür dileyeceksin!” Resmen yapımcı şirket, ondan özür dile diye baskı yaptı. Dilemedim tabii, niye dileyeceğim ya! +Ne zaman oldu bu? - En son olayda. Ben işini iyi yapan bir oyuncuyum, Türkiye’de almadığım oyunculuk ödülü kalmadı. Ama işte kadınsın ya, yangında ilk kurtarılacak şey o, kırılacak ilk şey de sen oluyorsun! Ben hiçbir diziyi yarıda bırakmadım ama oradaki erkek düzenine dayanamadım. Düşün, ben bunları yaşıyorsam, kim bilir başka kadınlar neler yaşıyor. +Senin küfrettiğin oluyor mu? - Asla! Bak, sette asla alkol almam. Bunun üstüne basa basa söylüyorum. Ve sette asla küfretmem. Ama bana birisi küfrederse... Ederim! E çünkü benim de bir tahammül sınırım var. Yedigöller’deydik. Odadayım. Kendi kendime, “Sakin ol, son sahne! Dayan...” filan diyorum. Çağırdılar aşağıya, indim. Bunun kafa yine bir dünya. Oturmuş orada. Yönetmen dediğimiz adam da yanında. “Ben bunu var ya, çöplükten çıkardım!” dedi. İnanabiliyor musun? 300 kişilik ekip ve o yönetmen bozuntusunun yanında, benim için böyle dedi. Sinirlenmez misin? İçimden, “Ben bunun ağzını, yüzünü bir güzel dağıtsam” diye geçti ama sesimi çıkarmadım. Derin bir nefes aldım. Aaa bir baktım, elinde senaryo, bütün romantik lafları atıyor, “Ben bunu yapmam! Ben bunu söylemem!” Ben de dedim ki, “Ya bu sahnenin çok romantik olması lazım!” Yine, “Sen de ne meraklısın böyle şeylere!” demesin mi? Dedi... +Eeeee? - Ben de içimden, “Madem istediğimiz her lafı istediğimiz gibi söyleyebiliyoruz senaryoda, ben de söylerim!” dedim. Laf geçiyoruz öncesinde. O şimdi okuyor, “Gülseren nasılsın?” dedi. Ben de cevap verdim. “İyiyim an...n a..!” Evet, yaptım! Beni o kadar delirtti ki söyledim! Sonra da mikrofonu çıkarıp, “Ben bu sahneyi çekmem!” dedim, gittim... +Bu kadar mı? - Evet... Belki de, “Anlatırsam yer yerinden oynar!” dediği bu. Aklınca beni tehdit ediyor. Yemezler öyle tehdit mehdit, al işte ben daha mertim, eteğimde ne varsa döktüm. Çünkü bu adamların bize erkeklik diye yutturdukları şeye artık dayanamıyorum ve onların ipliğinin pazara çıkarılması gerektiğine inanıyorum. +Petekkaya’nın, “Amma da meraklıymışsın!” demesi mobbing mi? - Evet. Mobbing’in Allah’ı! Psikolojik baskı altındaydım. Herkes de bunu biliyordu ama kimse sesini çıkarmadı. Türkiye’deki sorun da bu bence. Herkes her şeyi biliyor ama erkek dünyası ya, “Erkektir, her şeyi yapmaya hakkı var!” ya, hele gücü de varsa, zorbalık yapsa da kimse sesini çıkarmıyor. +Bunu yapma hakkını nereden buluyor? - O Erkan Petekkaya ya, “Onun dediği, yaptığı doğrudur!” diyorlar. +Yapım şirketi filan yok mu? - Vaaar. Bu olaylar yaşanınca onlara gidip, “Ayrılmak istiyorum. O kadar erkek bir durum var ki ortada. Adam, her şey benim istediğim şartlarda olacak demeye getiriyor” dedim... +Onlar ne dedi? - Dinlediler ve “Sette olanları konuşursan, magazinci arkadaşlarımız var. Senin için iyi olmaz!” dediler. Beni mahvederlermiş! Güldüm, “Sette olanları niye anlatayım? Evliliğim bitince konuşmamışım. Yapmayacağım dedim mi yapmam” dedim. Ama adam, hakkımda ileri geri konuşursa işler değişir, nitekim öyle oldu. +Her şey kapanıp gidecekken neden bunları söylemiş olabilir? - Çünkü ben çıktım, dizinin reytingi 5’e düştü. Oysa öldüğüm bölüm 9.5 reyting almıştı. Sadece şunun bilinmesini istiyorum: “Öpüşmeye amma da meraklısın!” laflarını yemiyorum. Hiç kimsenin, kimseye böyle şeyler söylemeye hakkı yok. Tek başına yaşayan bir kadınım ya, sesimi çıkaramam zannediyorlar. Bu ne cüret! Aylarca mobbing yaptı, dayanamadım. Herkese her şeyi söyledim, sonra da çektim gittim. Sen, erkekliğini benim üzerimden tatmin edemezsin, yapamazsın!
13.03.2016 - 11:03
0   0

LaLem demiş ki;
Selin cim kadınlar günü için yazdığın satırlar bilhassa güzel ve en önemlisi de günün asıl önemini vurgulayan cinstendi .Eline ve gönlüne sağlık. Kadınla erkeğe ayrımcılık yapılmayan diyarlar varmış bir iddiaya göre. Ben bunun tam olarak gerçekleştiği bir diyar olduğunu bu nedenle firavunlar gibi mutlu mesut yaşayanlar olsa bile azerbaycan da kadın hakları konusunda yapılacak çok şey olduğunu bilenlerdenim. Bu konuda Uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, tarih, iktisat ve hukuk gibi alanlarda faaliyet gösteren bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Akademik Perspektif Enstitüsü (APE), nin yayınladığı çok ilginç bir araştırma yazısından bir alıntı koyuyorum sayfamıza : “Azerbaycan Cumhuriyeti’nde demokratik perspektifte kadın ve erkeklerin yasal statülerinin yanında istatistikî verilere dayanak toplumsal statülerine de değinmek ele alınan konu açısından yararı olacaktır. Halkının yarısına yakını kadın olan Azerbaycan, tıpkı Türkiye gibi genç bir nüfusa sahiptir. Azerbaycan İstatistikî Kurumunun bir istatistikî çalışmasında kentte ve köyde yaşayan kadınlar, medeni halleri ve yaptıkları doğuma göre incelenmişlerdir. Buna göre 16 yaşın altındaki kadınların yaklaşık %67’si doğum yapmıştır. Bu doğum yapan kadınların ise % 52’si kentlerde yaşamaktadır ve önemli bir kısmının iki ve daha fazla sayıda çocuğu vardır. Hiç evlenmemiş kadınların da yaklaşık %52’si kentlerde yaşamaktadır. Buna karşılık kırsalda yaşayan hiç evlenmeyen kadınların oranı ise %48’dir. Kentlerde yaşayan evli kadınların oranı %51.8 iken kırsalda yaşayan evli kadınların oranı %48.2’dir. Kentlerde yaşayan evli ve doğum yapmış kadınların oranı %87 iken, kırsalda yaşayan, evli ve doğum yapmış kadınların oranı ise %88dir. Son olarak da boşanmış kadınların %72.5’i kentlerde yaşarken buna karşılık % 27.5’lik bir kesim ise kırsal alanlarda yaşamaktadır. Yani kentlilik unsuru boşanma sayısını arttıran bir faktördür.[13] Buradan yola çıkarak Azerbaycan’da kentte ve kırsaldaki toplumsal hayatta belirgin farklılıklar olduğunu söyleyebiliriz. Genel olarak tüm Azeri kadınların üzerinde ataerkil bir baskı olmasına karşın, kentten kırsala doğru gidildiği zaman bu durumun etkisi daha da artmaktadır. Örneğin boşanma vakalarına baktığımız zaman kırsalda yaşayan kadınlar üzerlerindeki ataerkil baskıdan dolayı kendi kararlarını vermekten yoksundur. Ancak buna karşın kentlerde yaşayan Azeri kadınlar boşanma konusunda kırsaldakilerden daha rahat karar alabilmektedirler. Çalışmanın ana konusu olan kadının siyasetteki yerine bakıldığı zaman, Azerbaycan’da durumun ekonomik ve toplumsal verilerden farklı olmadığını görülmektedir. Bunun nedenleri ise yine Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki toplumsal yaşamda ataerkil bir tarzın benimsenmiş olması, işleyen bir kota sisteminin Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nca koruma altına alınmamış olması ve bu duruma kadınların da boyun eğmiş olmasıdır. Son yıllarda demokratikleşme çabaları gösteren Azerbaycan Cumhuriyeti için çok önemli bir unsur olan kadının siyasetteki konumu maalesef istenilen düzeye getirilememiştir. Sovyetler döneminde siyasal yaşamda kendilerine bugüne nispeten daha çok yer bulan kadınlar, günümüzde parlamentoda seslerini duyuramamaktadır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)’na göre Sovyetler’in yıkılmasından sonraki geçiş döneminde kadının siyasetteki durumu gittikçe gerilemiştir. Buna göre kadın temsili Sovyetler zamanında %40’lara varırken, 1992’de Milli Meclis’teki oran %6’da sınırlı kalmıştır.[15] Yine aynı rapora göre Kasım 2005’te ki genel seçimlere bakıldığı zaman 2327 adayın %10’u, 2005 parlamento seçimlerinde 2063 adayın %10,3’ü kadındır. Seçim sonuçlarına göre parlamentoda kadın temsil oranı %9,9’dan ancak %11,2’ye yükselebilmiştir. 2011 yılı itibariyle Azerbaycan Parlamentosundaki 125 vekilden sadece 20’si kadındır. Sovyetler dönemine bakıldığı zaman Azerbaycan kadının siyasal yaşama katılım oranı 1991 sonrası Azerbaycan Cumhuriyeti döneminden daha fazladır. Bu durumda etkili olan unsur ise iki dönem arasındaki ideolojik farklılıktır. Sovyetler ideolojisinden Azerbaycan Cumhuriyeti yönetim yapısına geçildiği zaman kadınların parlamentoda temsil oranında büyük bir kırılma yaşanmıştır. Daha önceleri %40lara varan oran 1990 sonrasında ancak %10 civarlarında seyredebilmiştir. Azerbaycan kadınları siyasal yaşamdan alıkoyan şöyle özetleyebiliriz:Azerbaycan Cumhuriyeti’nde 1990 sonrasında oluşan yeni siyasi düzen ile birlikte bazı ekonomik ve toplumlar değişimlerde yaşanmıştır. Bunların başında kadınların ekonomik yaşamdaki durumlarının kötüleşmesi gelmektedir. Sovyetler zamanında ücretli işlerinde çalışan Azerbaycanlı kadınlar, 1991-1992 yıllarında vasıfsız mesleklerde çalışmak zorunda kalmışlardır.[17] Bunun anlamı ise kadınların ekonomide erkeğe bağımlısı olmasıdır. Vasıflı mesleklerde erkekler çalışabilirken, kadınlar daha çok tarım ve el sanatları gibi mesleklerde çalışır duruma gelmiştir. Ekonomik özgürlükleri elinden alınan Azerbaycanlı kadınların, siyasal yaşamdan uzaklaşması da bu durumun bir sonucudur. Azerbaycanlı kadınları siyasal yaşamdan alıkoyan diğer neden ise toplumsal yaşamda egemen olan ataerkilliktir. Kadınların siyasal yaşama katılmaları genel olarak oy vermekle sınırlı kalmaktadır. Bu kararlarında ise babaları ya da kocaları etkileri olabilmektedir. Bunun dışında ekonomik yaşamda olduğu gibi Azerbaycan’da kadınlar siyasi faaliyetlerinde de erkeklerin engeline takılmaktadırlar. Genel itibari ile kadınlar ev ve aile yaşamındaki günlük işleri yapmaya bağlı kılınmıştır. Erkek ambargosunu ise çok az kadın kırabilmiştir. Ancak bu durumun da Azerbaycan Cumhuriyeti’nin demokratikleşme çabaları için bir vitrin çalışması olması muhtemeldir. Azerbaycanlı kadınların siyasal konulara ilgisizliği de parlamentodaki temsil oranlarının düşük olmasında önemli bir unsurdur. Kadınlar meslek kapsamında genel olarak belirli sektörlere ilgisini yöneltmiş durumdur. Bu sektörlerin başında eğitim, sağlık ve hizmet sektörleri gelmektedir. Bunun dışında kadınları siyasetten alıkoyan diğer bir önemli faktör ise siyasal sistemin işleyişidir. Azerbaycanlı kadınlar siyasal yaşama girmek istediklerinde zaman zaman, bu durum erkeklerin etkisine maruz kalmaktadır. Erkek siyasetçiler genelde kendi işlerine zorluk çıkarmayacak, verdikleri görevlerle yetinecek kadınların siyasal mekanizmalara gelmesine izin vermektedirler. Bunun dışındaki kadınlar ise siyasetten uzak tutulmaya çalışılmaktadır.“
11.03.2016 - 08:17
0   0

LaLem demiş ki;
Herkese merhaba. 56. BÖLÜM YORUMUMUN SONU: Özkan da kalmıştım galiba. Bence cihan sadece babasına ve ozan a değil ona sorup danışmadan işlerine burnuna sokup hem onu kötü bir duruma soktuğu için, hemde oğlunu da yanında sürüklediği için özkan a hepsinden çok kızması gerekirdi. Ozan akıllılık edip olay yerinden uzaklaşmasaydı özkan salağı gibi yakalanıp pisi pisine hapse düşecekti işgüzar özkan tarafından kibarca zorlandığı saçma bir aksiyon yüzünden. Cihan da, bu durumda bir salağı değil iki salağı kurtarmakla uğraşacaktı. Ama o özkan a kızacağına bizim yüzümüzden başına belaya sokmuş diye acıyor. Özkan yanlış makinası sanki: ne yaparsa yapsın ağzına yüzüne bulaştırıyor, hem kendine ve hemde güya yardım ettiğine zarar veriyor yine de kimse kızmıyor. Adamda şeytan tüyü var zaar. Neyseki keriman ın tabiriyle mercimek beyinli olan özkan bile bu olayda asıl suçlunun kendisi olduğunu ütakdir edebildi cihan ın aksine. Sen bu işe ne diyorsun selin cim, neden kimse bu adama kızmıyor? O başını derde soktukça kerimanda soluğu yalıda alıyor. Bu kadının dilenci ve aç halleri kusacağımı getiriyor artık. Çıkarı için yaptığı yalakalıklar ona keza. Bu hallerine hala gülebilen var mı acaba? İstemeninde bir adabı maaşereti vardır. Keriman bu mefhumun “a” sını bile duymamış. Bazı alamancı düşmanları gibi alamancılarla alay etmek için yazılmış gibi olan bu sahneler nedeniyle insanın alamancı olduğunu saklayacağı geliyor. Allahtan ben ne geldiğim ne de kaldığım yeri inkar edenlerden ve bu nedenle fellik fellik herkesten saklayanlardan değilim. Çünki hem bunun hemde genelleme yapmanın yanlış olduğunu bişlenlerdenim. Maide ( bu kadının adı mayide mi, mahide mi yoksa maide mi tam bilemiyorum: Daha önce komşumun adı gibi yazdım, özette maide yazıyor, bir kuzenimin adı mahide) yeğeninden daha takıntılı çıktı. Kullandığı aydın zeytinyağındaki bol e vitamini bile beyin hücrelerinin hasara uğramasına engel olamamış herhal. Nehir gözlüsünden daha çok intikam canlısı. Bu adamın gözleri mavi değil yeşil. Benim bildiğim suyun rengi mavi, ve dolayısıyla nehrin rengi de mavi değil mi? Şimdi aklıma geldi, birde bizim yeşilırmak nehrimiz var ondan esinleniyor herhal! Selin cim, önceki bölüm yorumunda verdiğin, aydın zeytinyağıyla ve bir zamanlar köy olan belevi ilgili bilgilerine teşekkürler. Onlarda beni senin tabirinle alıp bir yerlere götürdü.Belevi ni iyi bilirim. Kuşadası na giderken orada mola verir “yandım çavuş ayranı” içer, çöp şiş yerdik . Bir keresinde de araba bozulduğu için 4-5 saat orada kalmıştık. O zamanlar ben 9-10 yaşlarında falandım, oradaki keçi kalesi ne biz üç çocuk annemlerden habersiz oraya çıkmıştık. İnmesi çok zor oldu, düşüp yuvarlanacağız diye çok korktuk. Neydi o günler!!!. Candan şimdide takıntı maide nin eline düştü. Bakalım bu sefer neler yapacaklar birlikte, cihan a karşı. Hem psikolog ve hemde adı ayşe olduğu için binbir nickli aydın fikirli yorumcumuzun kesif nezih iltifatlarına ;))) maruz kalan ayşe kızımız acaba harun la maide nin biraz kafadan noksan olduklarını farketti de onlara faydası olsun diyemi psikolog oldu? Cihan, dilara, hayal, harun dörtgeniyle ilgili olayları bilmiyor mu bu kız? Maide bunu yetiştirdiyse bilmemesi imkansız bence. Bakalım bunu nasıl anlatacaklar. Ama cihan ı daha önceden tanımadığı kesin, ondan etkilendiği de. Arkadaşı leyla da durmadan, bir zamanlar derya nın gülseren e yaptığı gibi onu cihan a yamamaya çalışıyor. Kendisi de bekar niye kendine almıyor anlamadım! Hemen de bu adamın evliliğinde bir terslik olduğunu anladılar. Neyse ayşe cihan aşkı bu iki aile arasındaki kan davasının bitmesine yardımcı olabilir. Berdel yaparlar: harun ailesinden ayşe yi cihan la evlendirirler, cihan ailesinden de dilara yı harun a verirler al sana berdel ve böylece 20 senedir süren bu kan davası biter, törelerimiz gereği sulh olur! Ama işler o kıvama gelinceye kadar bu kişiler mutlaka, seyirciyi ağlatmak için bol bol aşk acısı çekecek . Dilara ile harun un şu anda inandırıcı bir şekilde çektikleri gibi. Yalnız ayşe kızımız, cihan a göre biraz hoppa gibi sanki. Neydi o barda köçek gibi kıvırması. Bence bir psikolağa pek yakışmadı. Sen ne dersin selin cim meslekdaşının bu hallerine? Cihan la dilara çok iyi dost oldular ve bazı ard niyetli lerin düşündüğü gibi dilara nın cihan a sarktığı falan yok. O harun un aşkıyla yanıp tutuşuyor. Bebeğini de sevmeye başladı ama tutturdu göbeğimde, göbeğim diye! Göbeksiz bebek olmadığını bu kadına kimse söylemedi mi acaba? Demek oğlu olacak? Oğluna ne isim koyacağını da bir türlü öğrenemedik. Mıy mıy nergis in suyu ısınmaya başladı. Bakalım deniz annesinin geçmişini kimden nasıl öğrenecek. Deniz in annesine “ben o kızı seviyorum bunu bil ona göre davran tavrı doğruydu. Cansu nun deniz i, arabasını satması konusunda bu denli sorgulanması ise yanlış. Onlar daha sevgili, karı koca değil. Bu aşamada herkes herkesin herşeyini bilecek diye birşey yok. Deniz in bu kızdan çekeceği var. Bu bölümün iki kral sahnesi vardı: biri ozan la rahmi nin cihan a, özkan olayını anlatırken ki, süt dökmüş kedi halleri, diğeri de cihan ın, gitar mağazasında hazal ın yaptıklarını seyrederken yüzünün aldığı hal . Bu saatten sonra artık kimse “yalancı çoban ” masalındaki gibi hazal “kurt var” diye bağırsa bile inanmaz ve hazal ı da kurt yer diyeceğim ama allahtan iyle şeyler sadece masallarda oluyor. Benden bu kadar. Birileri benimde yorumlarımı okuyup üstüne birde yorum yapmaya kalkarsa bende bu nedenle geceleri uykusuz kalmam, öünki büyle sayfada yazan biri olarak yazdığım yorumların bazılarının yaptığı gibi kişisel saldırı içermediği sürece herkesin yorumuna açık olduğunu bilecek kadar bilinçli biriyim. Hele ayak parmaklarım dışarıda hiç kalmaz çünki ben ayağını yorganına göre uzatanlardanım bunu bilmeyen nezaketsizlerden değil. Yorum yazmak isteyenlere kolay gelsin.
11.03.2016 - 08:16
0   0

Daha Fazla Yorum
Yorum Yap

Dizinin Diğer Bölümleri
Yerli Diziler
Eski Diziler
Yabancı Diziler